Yazılarım, Makale Çevirilerim
Solgun Ateş'i Okuma Kılavuzu (6-7)

Solgun Ateş'i Okuma Kılavuzu - 6: Shade, Kinbote ve Nabokov'un Kurmacaya Düşen Gölgesi

Nabokov, uzun yıllar boyunca kafasında olgunlaştırdığı Pale Fire projesini, 1960 yılında hayata geçirmeye başlamış. 29 Kasım günü boş bir kartoteks fişi alıp, şiirin ilk on iki mısrasını oraya yazmış. Bir yıl sonra, 4 Aralık'ta, günlüğüne Solgun Ateş'i bitirdiğini kaydetmiş.

Solgun Ateş'in 999 mısrasında, kurmaca şair John Shade, Appalachia'da bulunan üniversite şehri New Wye'daki yerleşik hayatını anlatır. Appalachia'nın, Nabokov'un yaşadığı Ithaca şehrinin karşılığı olduğu kolayca anlaşılır. New Wye da New York'un (NY) karşılığıdır zaten: "Y" harfiyle "Wye" kelimesinin İngilizce telaffuzları aynıdır. Wordsmith kampüsü ve Goldsworth binası, Cornell Üniversitesi'ni bilenlerin aklına hemen, buradaki ünlü Wordsworth koleksiyonunu ve Nabokov'un odasının bulunduğu Goldwin Smith Hall'u getirecektir. "Açıklamalar" bölümünde adı geçen Ozero, Omega ve Zero gölleri ("Bu villanın terasından güneye doğru bakınca, Omega, Ozero ve Zero adlı üç birleşik gölün en geniş ve en kederli olanı görünürdü..."), Finger Lakes adlı bölgeye Yunanî bir dokunuştur; bilhassa Ithaca'ya en yakın yerdeki Owasco, Cayuga ve Seneca göllerini çağrıştırır.
 
Solgun Ateş'le aynı adı taşıyan şiir, şu dizelerle başlar:

"I was the shadow of the waxwing slain
By the false azure in the windowpane
I was the smudge of ashen fluff--and I
 
Lived on, flew on, in the reflected sky"
 
"Ölen ipekkuyruk kuşunun gölgesiydim ben                                         
Pencere camının sahte mavisiydi kuşu katleden.
Ben işte o kül rengi tüylerin lekesiydim,
Yansıyan gökte yaşamaya, uçmaya devam ettim."
 
Tematik olarak büyük önem taşıyan ilk iki dize, şiirin sonraki kısmında şu şekilde tekrar ortaya çıkar:
 
"I was the shadow of the waxwing slain
By feigned remoteness in the windowpane."
 
"Ölen ipekkuyruk kuşunun gölgesiydim ben;     
Pencere camının yalancı mesafesinde görünen"
 
Vladimir Nabokov'un Cornell Üniversitesi'nde çalıştığı dönemde, sonbahar aylarında, kuşburnu meyvelerinden yiyip esrikleşmiş ipekkuyruk kuşları sık sık pencerelere çarparmış. Bu çarpışlar genellikle sadece sersemletirmiş onları; fakat bazen boyunlarını kırıp öldükleri de olurmuş. Nabokov, kendini cama vuran ipekkuyruk kuşlarının bu davranışını, defterine not etmiş.
 
Solgun Ateş'in kurmaca şairi John Shade'in kişiliği ve hayatı, bize birçok bakımdan Vladimir Nabokov'u hatırlatır. Tıpkı Nabokov gibi Shade de şiirlerini kartoteks fişlerine yazar; Nabokov'un Cornell'ine çok benzeyen bir üniversitede çalışır; karısı Sybil ile aralarındaki ilişki, Nabokov'un Vera'yla olan huzurlu birlikteliğine benzer. Romanda Shade'in ismi, Nabokov'un da etkilendiği Pope, Frost gibi şairlerle birlikte anılır.

Hikâyenin diğer baş aktörü Charles Kinbote ise, John Shade'in antitezi gibidir. Brian Boyd'unVladimir Nabokov - The American Years kitabından aktaralım:

"Kinbote da Shade de yazar ve üniversite hocasıdır; komşulardır. Fakat bunların dışında, karşıt kutuplarda dururlar. Kinbote vejeteryan iken, Shade'in "sebze yemek için özel gayret sarfetmesi gerekir." Kinbote eşcinseldir, yalnızdır, habire partner değiştirir; Shade heteroseksüeldir ve neredeyse kırk yıldır, lise dönemindeki sevgilisiyle mutlu bir evlilik sürdürmektedir. Kinbote inançlı fakat ıstıraplı bir Hıristiyan, Shade halinden memun bir bilinemezcidir; Kinbote delidir, Shade aklı başında ve dünyasıyla barışıktır. Kinbote her şeyden önce bir sürgün iken, Shade hayatı boyunca aynı evde yaşamıştır."

Bu karşılaştırmaya bakınca, Shade her ne kadar Vladimir Nabokov'a benzese de, "sürgün" temasının Nabokov ile Kinbote'u yakınlaştırdığını görürüz. Açıklamaların bir yerinde ortaya çıkacağı üzere, Kinbote ve Zembla arka planı bir fanteziden ibarettir; Kinbote aslında, Wordsmith Üniversitesi'nde çalışan Rus mültecisi Vseslav Botkin'dir. Gerçek ile fantezinin iç içe geçtiği bu kurguda, Brian Boyd'un yorumuyla, Shade şiirin ilk mısralarını yazarken, kendi varlığını başka bir dünyaya yansıtır; Zembla'nın göğünde kendisinin yansıması olan Kinbote'un görüntüsüyle yaşamaya, uçmaya devam eder. Brian Boyd'a göre, Önsöz'ün de, şiirin de, açıklamaların da yazarı Shade'dir aslında; Shade kendisini bir ipekkuyruk kuşunun gölgesi olarak (Shade sözcüğü hem gölge, hem ölüler diyarı, hem de hayalet anlamına gelir) tasavvur etmekle yetinmez; başka bir ruha, kendisinden olabildiğince uzak birinin ruhuna girmeyi dener: bir yabancının, eşcinselin, intihara eğilimli birinin. Boyd, Sebastian Knight'taki bir cümleyi hatırlatır: Romanın kahramanı V.'ye göre, "ahiret, seçilmiş herhangi bir ruhta, hepsi de değiş tokuş edebilecekleri yüklerinden habersiz durumdaki çok sayıda ruhta yaşayabilme yetisidir." Shade, kişiliğinden bu şekilde azade olmayı dener.

Yine Brian Boyd'dan, ilginç bir keşif / yorum: 

Nabokov gençlik yıllarında, Alice Harikalar Diyarında kitabını Rusçaya çevirmişti.  Kinbote, hapsedildiği odadan kaçarken dolabın içinde bulduğu giysileri karanlıkta giydikten sonra, bunların kıpkırmızı olduğunu fark eder. "Kırmızı Kral" olmuştur: Alice Harikalar Diyarında'nın devamı niteliğindeki Aynanın İçinden romanındaki Kırmızı Kral. Tweedledum ile Tweedledee'ye göre, onlar ve Alice, Kırmızı Kral'ın hayalinin parçalarıdır; ancak Kinbote hayallerinde Shade'i yakın dostu olarak görse de, aslında hayallerin sahibi Alice'tir ; kırmızı kralın hareketlerinin tümünü kontrol eden, Shade'dir. 
 

Kinbote'un Zembla'sı, aklını kaçırmış Botkin'in yalnızlık ve sürgünün acısıyla baş edebilmek için yarattığı bir hayaldir. Shade'in sanatsal yaratısı ise, kızının hayatının -tüm hayatların- ölümle yüzleşerek heba oluşuyla baş etme çabasının ürünüdür. Her iki karakterin gerisinde, Nabokov'un kederi saklıdır: Kaybettiği Rusya ve babasının anlamsızca öldürülüşü. V. D. Nabokov'un (yazarın babasının) doğum günü olan 21 Temmuz, Solgun Ateş'te Shade'in öldürüldüğü gündür. Shade, onu başka biriyle -kendisini hapse gönderen yargıçla- karıştıran bir hapishane kaçkınının kurşunlarına hedef olur; Nabokov'un babası, ise, yurttaşı olan bir politikacıyı korumak isterken, bu politikacıyı öldürmeyi amaçlamış suikastçilerin kurşunlarıyla hayatını kaybeder. V. D. Nabokov öldükten sonra, Berlin'deki göçmen örgütlerinin başına geçen kişinin ismi, S. D. Botkin'dir. Tıpkı "Nabokov" gibi "Botkin" de, seçkin bir Rus ismidir. Solgun Ateş'in karmaşık yapısının merkezinde, Nabokov'un hayatındaki en grotesk trajedi yatmaktadır.
 
 

Solgun Ateş'i Okuma Kılavuzu - 7: Pratik Bilgiler

Şu ana kadar Solgun Ateş'i Okuma Kılavuzu'nun ilk altı bölümünü ve "Bir Solgun Ateş ki" yazısını okuyanların, eserin kavramsal yapısıyla ilgili kabataslak bir bilgi sahibi olduklarını umuyorum. Bu kısa yazıda ise, romanı okumaya niyet eden hevesli okura, başlangıç niteliğinde çok basit öneriler sunacağım. Çünkü malum, zor okunan bir kitabı konu ediniyoruz.
 
Solgun Ateş'in dillere destan "zor okunurluğu", kendisini esasen, "Açıklamalar" bölümünde belli mısralarla ilgili sözleri okumaya başladığımız sırada, yorumcunun bizi aniden şiir içinde başka bir yere sıçratması şeklinde kendini gösterir. Daha "Açıklamalar"a yeni başlamış kişi, 1-4. mısralar başlığı altında, şu parantez içi ifadelerle karşılaşır: "(Ayrıca 181.-182. mısralara bakınız.)" ... (998. mısrayla ilgili notuma bakınız)." Açıklamaların bütününde durum aynıdır; böyle olunca, okur can havliyle kitabın içinde bir ileri bir geri dolaşmaya başlar. Olağan kitap okumaları için kullanılan bir adet ayraç, Solgun Ateş'i okurken kifayet etmez; iki, hatta üç ayraç kullanmak lüzumu ortaya çıkar. Hele okur, "Açıklamalar"ın yazarı olan kurmaca editör Charles Kinbote'un, romanın "Önsöz"ündeki tavsiyesine uyduysa, fena. Şöyle der Kinbote:
 
"Notlar, alışılmış olduğu üzere şiirin arkasında yer almakla beraber, okurun önce bunlara başvurup, şiiri notların yardımıyla incelemesi tavsiye olunur; elbette şiirin metni okunurken bunlar da tekrar okunmalı, belki şiir bitirildikten sonra resmi tamamlamak için üçüncü defa yine bunlara başvurulmalıdır. Böyle vakalarda sayfaları bir ileri bir geri çevirip durmanın zahmetinden kurtulmak için, ilgili metnin yer aldığı tüm sayfaları kesip almayı ve kırpmayı akıllıca bulurum; veya daha basitinden, aynı eserin iki nüshası rahat bir masanın üzerine, birbirine bitişik olarak konulabilir..."
 
Metni bilmeyen iyi niyetli okur, romanı okumaya "Açıklamalar" bölümünden başlama tavsiyesine uymamak gerektiğini, çok geçmeden anlayacaktır elbette. Çünkü Kinbote'un açıklamaları, Shade'in şiirine sadece teğet geçer; onun derdi, bu şiir üzerinden kendi "Zembla" fantezisini anlatmaktır. Metnin yer aldığı kesip kırpma ya da aynı eserin iki nüshasını yan yana koyma çözümüne kaç okur itibar etmiştir, bilemiyorum. Günümüzün teknolojik imkânları çerçevesinde, şiir bölümünün fotokopisini almak hem daha masum, hem daha kullanışlı, hem de daha ekonomik bir çözüm olsa gerek.
 
Ayraçlar, kırpılmış sayfalar, iki ayrı nüsha ya da fotokopi: Okur Solgun Ateş'i okurken bunlardan hangisini tercih ederse etsin, bu eseri, metin içinde ileri-geri gitmeyi neredeyse imkânsız kılacak şekilde e-kitap cihazlarında okumaya niyetlenmemek lazım.
 
Pale Fire'ın çevirmeni olarak, okurların yüzleştiği zorlukları tecrübe etmedim. Benim de zorluklarım vardı; türlü türlü, katmerli zorluklar. Ama çevirmenin zorluklarıyla, okurun zorlukları birbirinden farklıdır. Ben Pale Fire'ı, önceden okumadığım bir metin olarak çevirdim; sizin anlayacağınız, ben bu kitabı çevirirken okumuş bulundum. Elbette çeviri bittikten sonra, metnimi defalarca tekrar tekrar okudum. Yine de sonuç olarak benim bu metinle ilişkim, düz manada "okur"un ilişkisinden çok farklıydı. Bununla birlikte, Solgun Ateş'in "nasıl okunması" gerektiğine, okunurken izlenecek yönteme dair basitçe birkaç fikir beyan edebilirim.
 
Nabokov'un ünlü ve çarpıcı sözü, bilhassa Solgun Ateş gibi kitaplar için geçerli olsa gerek: "Bir kitabı okuyamazsınız, yeniden okuyabilirsiniz ancak. Etkin, esaslı, yaratıcı okur, yeniden okuyandır." Nabokov, sözünü ettiği etkin, esaslı, yaratıcı okurların peşindeydi; Solgun Ateş'i onlar için yazdı. Yani Solgun Ateş'i okuyamazsınız, yeniden okuyabilirsiniz ancak. Bu eseri okumanın kolay bir yolu mevcut değildir dolayısıyla. Yapılması gereken, metni herhangi bir kitap gibi evvela baştan sona okumaktır. Yegâne kolaylaştırıcı önerim, bu ilk okumada, "Açıklamalar" bölümündeki referanslara hiç takılmadan, metni düz bir çizgide okuyup bitirmeniz. Aynı şeyi, kitaptaki dipnotlar için de söyleyebilirim. Çevirimde 190 dipnot var; bir bakıma İngilizcede "annotated" tabir edilen, bol notlu, açıklamalı bir çeviri oldu. Bunu, metne anlaşılırlık katmak ve çevirinin referans niteliğini sağlamlaştırmak için yaptım. Ama sürekli olarak ana metinden ayrılıp, sayfaların çoğuna dağılmış bu dipnotları okumak da dikkat dağıtıcı ve okuma zevkini bozucu olabilir. Çevirmen olarak tercihim, söz konusu açıklamaların dipnot değil, son not olarak verilmesiydi ama İletişim Yayınları'nın -bana göre yanlış ve anlamsız- tek tipçi uygulaması yüzünden (yayımladıkları tüm kitaplarda son not yerine dipnot kullanıyorlarmış!) bu tercihim gerçekleşmedi.
 
Solgun Ateş'in okurundan yana en büyük beklentim, çeviriye ancak "solgun" şekilde yansıtılabilen bu metni, özgün metinle karşılaştırarak okumasıdır. Ülkemizde Pale Fire'ı İngilizce olarak hakkıyla okuyabilecek insan sayısı çok sınırlı. Sadece yabancı dil bilgimizin yetersizliğinden dolayı değil, Nabokov'un kültürel referanslarına aşina olmayışımız sebebiyle de durum böyle. Mesela romanın temel kaynakları olan şairlerin (Wordsworth, Goldsmith, Pope, Eliot, Browning, Southey, Goethe vd.) yapıtları Türkçeye ne oranda kazandırıldı ki? Bununla birlikte, İngilizcesi çok zayıf olan okurların bile, Nabokov'un başyapıtının özgün dilini incelemesini, çevrilenle çevrilemeyeni değişik noktalarda görüp incelemesini çok arzu ederim. Çünkü etkin okur, yaratıcı okur, esaslı okur olmak böyle uç noktadaki denemelerden korkmamayı gerektirir.